Sevgili Günlük…
Sevgili Günlük… Hatırlarmısınız bilemem ama bir zamanlar günlük defterleri vardı. Şimdi hatırladınız değil mi? Yeni nesil pek bilmez tabii de!
Hatırlarmısınız bilemem ama bir zamanlar günlük defterleri vardı. Şimdi hatırladınız değil mi? Yeni nesil pek bilmez tabii de, yaş ortalaması 35-40’ın üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklar.
O kadar özel bir defterdi ki günlük defterimiz. İçerisine yazdığımız satırları bizden başkasının okumaması gerekiyordu. Kilitlene biliyordu ve bir anahtarı vardı. Yine de saklardık onu. Ne olur ne olmaz diye. Ya annemin eline geçerse korkusu veya kardeşim bulur da kilidini kırıp okur korkusu ile. Günlüklerin belli yazım kuralları ve kendine has bir kullanım uslubu vardı. Sağ üst köşeye tarih, gün, ve saat yazılırdı. En özel sırlarımızı ve kimseyle paylaşamadıklarımızı bu çok özel arkadaşımızla paylaşırdık. Ve yazmaya başlamadan önce ona her zaman sevgili günlük diye hitap ederdik. Ne özel ne güzel arkadaştı o sevgili günlük. İtinayla saklardı tüm paylaşamadıklarımızı ve söyleyemediklerimizi. Bir de en önemli ayrıntı şuydu. Mutlaka gece uyumadan yazılırdı günlük. Tüm günün özeti, önemlilik sırasına göre tek tek itinayla kaleme alınırdı. Yarın görüşmek üzere diye vedalaşılır ve kilitenip özenle korumaya alınırdı.
Çok zordu eskiden aşık oldum diyebilmek. Uzaktan bakarsın önce. Karşılaşınca heyecan basar utanırsın. Yüzüne bakamazsın kızarırsın. Kalbin yerinden çıkacak gibi olur da, yaşadığın heyecandan kendin bile utanırsın. Kaçarsın saklanırsın. Belki paylaşırsın en sevdiğin arkadaşınla belki ona bile açılamazsın. Ama şu sevgili günlük var ya. Nasıl anlatırsın ona neler hissettiği. Sayfalarca dökersin içindeki o büyük aşkı. Sessizce dinler seni, kucak açar. Tüm kelimelerine. Bazen gözyaşınla ıslanır sayfaları. Gözden düşen bir damla yaş düşüverir yazıların üzerine. Islanan mürekkep dağıtır cümlenin şeklini. Kuruyunca tekrar üzerinden geçersin. Görüntüsü bozulur belki yazınının çirkinleşir sayfa o gözyaşının yüzünden. Ömür boyu kalır o izler orda da , asla orda yazanın ne olduğunu unutamazsın.
Çok mu yasaklar içinde büyümüştük?.. Çok mu günahtı aşık olmak?… Ya da bu kadar mı büyüktü içimizde sakladığımız sırlar?… Neden bu kadar çok özeldi hayatımız?… Çok mu büyüktü kırgınlıklarımız ve mutluluklarımız?… Neden bu kadar önemsedik , paylaşamadık, sakladık ve kilitli bir defterin arasına sığdırdık hayatımızı bilinmez… Sanırım sadece korumak istedik. En masum, en gerçek ve en içsel benliğimizi…
Yıllar geçer üzerinden. Eğer hala gizli tutmayı başarabilmişsen o defteri, ve anahtarın kilidi hala özenle saklanıyorsa bir yerlerde, Mutluluk ve acıyla geçen koca bir ömür kalmışsa arkanızda, Ulu orta ve gözler önünde saklanmadan, gizlenmeden yaşanmış bir hayat bırakmışsanız geride, Ve hatta unutabilmişseniz bile en mutlu anlarınızı ve en acı günlerinizi… Ama ısrarla anahtarını herkesten gizlediğin kilitli bir defteriniz varsa hayatınızda… İşte o satırlar sizin asla unutmak istemediğiniz gerçek hayatınızdır… O sevgili günlüğe anlatıp anlatıp da bitiremediğiniz hayalleriniz, aşklarınız, umutlarınız ve tüm isyanlarınız, O güne kadar yaşadığınız tüm hayatının aslında tek gerçeğidir…


beni çok yıllar öncesine götürdünüz hülya hanım benim de günlüğüm vardı her gün yazardım ve tekrar tekrar okurdum bazen ellerinize sağlık başarılar
herkesin bir günlüğü olması gerekiyor bence ilerideki zamanlarda çocuklarına okuması için yada kendi kendine sonradan eskileri okumak iyi gelir diye düşünüyorum başarılarınız daim olsun