KIBRIS İNGİLİZ DÖNEMİ
KIBRIS İNGİLİZ DÖNEMİ
Kıbrıs’ta İngiliz dönemi, Osmanlı’nın 1878’te adayı İngiltere’ye kiralaması ile başlar. Bu süreç Osmanlı’nın Balkanlar, Doğu Anadolu toprakları, Karadeniz’in Rus tehdidinde olması ve Kırım Savaşı ile başlar. Paris Antlaşması (1856) ile Avrupa Devletler Hukuku kapsamına giren Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı garanti altına alınmış oldu. Kısa bir süre de olsa Rus baskısından kurtulmuş oldu. Fakat Rus tehdidi 1877-1878’de Balkanlar ve Osmanlının doğu topraklarında tekrar başlayınca bu hal Avrupalı devletlerin ilgisini Osmanlı İmparatorluğunun zayıf olan durumuna yöneltti. Avrupa devletleri 1870’deki Rus tehdidinden kaygılandılar. Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalan Ayestefanos Antlaşması sonucunda Osmanlı, Balkan ve Doğu Anadolu topraklarının bir kısmını Rus Çarlığı’na kaptırır. Başta İngiltere ile Avrupalı güçler harekete geçip Berlin’de toplanırlar. 1869’da Süveyş kanalının açılışından sonra İngilizler buranın güvenliği için tedbir arayışına girerler hatta Kıbrıs dışında İskenderun’u da almayı düşünürler. Akdeniz’deki çıkarları için Berlin Kongresinde Osmanlı devlet adamlarına Osmanlının çıkarlarını savunacağına, Rus Çarlığına karşı koruyacağına dair de söz verir. Bu amaçla da Akdeniz’de bir üs kurmak için Kıbrıs Adası’nı ister. 4 Haziran 1878’te imzalanan Kıbrıs Konvansiyonu ile Ada İngiltere’ye kiralanır. Osmanlı mülkiyeti devamlılığında Kıbrıs idaresi İngiltere’ye bırakılır. Antlaşmaya göre, hükumet için yapılan harcamalar dışında Kıbrıs’tan elde edilen gelir Osmanlı İmparatorluğu’na “yıllık sabit gelir” olarak ödenecekti. Bu madde Osmanlı’nın adayı bırakmadığını sadece İngiltere’ye geçici olarak kiraladığını gösteriyordu. 8 maddeden oluşan bir antlaşma ile de (1 Temmuz 1878) Rusya’nın Doğu Anadolu ve Kars’ı terk etmesi durumunda İngiltere Kıbrıs’ı tahliye edecekti. Fakat bu gerçekleşmedi. Yapılan görüşmelerde yıllık sabit ödeme, 92,799 Sterlin, 11 Shilling, 3 Penny olarak belirlenir. Bu vergi Kıbrıs’taki huzursuzluğun başlama noktası olur. Osmanlı ile İngiltere arasında yapılan konvansiyon diğer devletlerin tepkisini çekmiş fakat İngiltere adadaki yönetimi kurunca da hiçbirşey yapmamışlardır.
İngiliz Kraliçesi tarafından atanan Sir Garnet Wolseley komutasındaki kuvvetler 22 Temmuz 1878’te Larnaka’dan adaya çıkar. Padişah fermanı ile adada bir direniş olmaması sağlanır. Bu fermanla İngilizler adaya çıkar ve 308 yıl süren Türk egemenliği adada tamamen son bulur. 1820’lerden beri Kıbrıs’ta Yunanistan kaynaklı olarak geliştirilen Rum milliyetçiliği ve Enosis politikası ilk günden kendini gösterir. İngiltere için düzenlenen hoş geldin toplantısında Larnaka Piskoposu’nun yaptığı konuşmada İngiltere’nin önceden Ege adalarını Yunanistan ile birleştirdiği gibi Kıbrıs’ı da Yunanistan’a bağlayacaklarını umut ettiğini söyler. İngilizler adaya geldiği andan itibaren Enosis fikrinin Rumlar açısından vazgeçilmemiş bir gerçek olduğunu görürler.
Kıbrıs’a ayak basan İngilizler görevi Türk valisinden devralır. Altı bölgede bulunan Türk kaymakamlıklarının yerine İngiliz memurlar atanır. İngilizce resmi dil yapılır. Türkçe ve Rumca da resmi dil olarak kabul edilir. İngiliz Kraliyet kolonileri için çıkartılmış olan Konsey Emirnamesi gereği Kıbrıs’a atanmış olan yüksek komiser, Kıbrıs’ta kraliyet hükumeti tarafından tayin edilip Kavanin Meclisi’nin onayı ile kanun yapacaktı. Önce 4 İngiliz memur, 3 halk temsilcisinden oluşan Kavanin Meclisi sonra 3 Türk, 9 Rum ve 6 İngiliz’den oluşturulmuş Teşrii Meclisi(Yasama Meclisi)’ne dönüştürüldü. Yönetime Rumlar tepki verirken Türkler hiçbir tepki göstermez. Rumların bu tepkileri İngiliz yönetimi boyunca devam etti. İngilizler Osmanlı döneminde Rumlara Rumcanın resmi dil olarak kullanılma hakkını ayrıca Kilise’nin vergi toplama yetkisini kaldırmıştı. Rumları hoşnut etmek için de İngilizler ayrıca kamu kuruluşlarında tekrar düzenleme adı altında Türkleri emekliliğe sevk ederek yerlerine Rumları yerleştirmeye başlarlar. Birçok alanda geri planda tutulan Türkler İngilizlerin bu politikalarından dolayı ekonomik sıkıntıya düştüler. Bu sebeple birçok Türk adayı terk etmek zorunda bırakılmıştır. Osmanlı’ya ödenmesi gereken verginin ada halkından toplanması, bu paranın başka amaçlarda kullanılması da halkın büyük bir tepkisine yol açar. Bu vergi Osmanlı’ya ödenmeyip büyük bir bölümü Fransa ve İngiltere’nin garantisi ile Osmanlı İmparatoreluğu’na Kırım Savaşı sırasında verilen borçlara karşılık İngiltere Bankası’nda tutulmuştur. Vergiden kalan para ile de İngiliz koloni yönetiminin masrafları karşılanıyordu. Bu durum Osmanlıyı ve Kıbrıslıları oldukça rahatsız eder. Tepkiler büyür. Bu vergi İngiliz zulmünün sembolü haline gelir. Bunun üzerine İngiliz Parlamentosu düzenli olarak yıllık 50.000 Pound Kıbrıs’a bağış yapılmasını ve verginin azaltılması kararını alır. Bağış kararı ile Kıbrıs halkını sakinleştirmeyi düşünen İngilizler eğitim, ulaşım, mimari açısından birçok yeniliği Kıbrıs’a taşırlar. Fakat ada halkı huzursuzdu. Osmanlı’nın siyasi, ekonomik ve askeri açıdan zayıflamasını fırsat bilen İngilizler baskıcı uygulamaları yetmezmiş gibi halkı Türk ve Rum olarak ayırmaya sömürgelerinde uyguladıkları politika olan klasik “böl ve yönet” uygulamasına başlarlar. Halkı İngiliz, İngiliz olmayan Hristiyan ve Hristiyan olmayanlar şeklinde ayırmaya başlar. İngiltere Müslüman tanımını kaldırır.Türk ismi kullanılmaya başlar. Bütün Hristiyanları Rum kabul edip küçük Hristiyan azınlıkları Rum adı altında eritir. Bu uygulamalar Rumların Enosis hayalini deha da tetikler. Bunun üzerine İngilizler adada daha sert tedbirler alamaya başlar. Bu uygulama kendilerine karşı çıkmayan Türklere de uygulanmaya başlanır. Rumların ayaklanmalarını bastırmak için birçok koloni statüsü oluşturulur. Bütün bunlar olurken Türkler ve Rumlar arasında çatışmalar başlar. Rumlar 1894’te Baf’ta bir camiyi Cuma namazı sırasında taşlarlar. 1895’te bazı Türk köylerinde ve Lefkoşa’daki Tahtakale Mahallesinde Rumlar Türklere saldırı düzenler. Türk Bodamlıyazede Mehmet Şevket Bey bu saldırıyı ve Enosis politikasını protesto eden 3 miting düzenler. Bu Türklerin Rumlara ve Enosis’e karşı düzenledikleri ilk örgütlü eylem olmuştur. 1912 yılının Mayıs ayında Rumlar Leymesun ve Hamit Mandıralar bölgelerine saldırı düzenler. Türklere yönelik bu saldırılarda 3 kişi hayatını kaybeder ve 40 kişi de yaralanır. Ev ve dükkanlar tahrip edilir. Bu saldırılar İngilizlerin böl ve yönet politikasının başarısını gösterirken bir yandan da Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkileri tamir edilemez bir boyuta çıkartıyordu.
İNGİLTERE’NİN KIBRIS’I İLHAKI
Gerilim 1914’te I.Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle iyice artar. Osmanlı, İngiltere’nin de içinde olduğu itilaf devletlerine karşı Almanya, Macaristan- Avusturya İmparatorluğundan oluşan Müttefik devletlerin yanında savaşa girince İngiltere de tepkisini 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı ilhak ederek gösterir. Osmanlı bu zorlama karşısında birşey yapamaz ve durumu kabullenir. İngiltere 1915 yılında Yunanistan’ı müttefiklere karşı kendi yanına çekmek için kullanır ve adayı resmen Yunanistan’a vermek için teklifte bulunur. Fakat Yunan Kralı Osmanlı ile savaşa girmek istemez ve savaşın içerisinde yer almak istemez. Böylece bu teklif geri çevrilir. Savaş bittiğinde Yunanistan savaşı kazanan devletler arasında kaldığı için önceden ret ettiği Kıbrıs’ı kendi topraklarına katacağını umut etti. Fakat İngilizler bu düşüncede değildi. Uzun süre Kıbrıs’ı Yunanistan’dan uzak tuttular. Ama Kıbrıslı Rumlar Yunanistan’a gerek kalmadan Enosis hayallerinde çaba sarf ediyordu. Bu çabalar maalesef dönüşü olmayan kanlı mücadelelere yol açtı ve Türklerle Rumları düşman haline getirdi. Türkler Rumların saldırı girişimlerine karşı çıkarak I.Dünya savaşı bittiği zaman(1918), Lefkoşa’da Ulusal Kongre toplantısı yaptı. Enosis’e karşı çıktı. Kıbrıs’ın tekrar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanması amacıyla Müftü Ziya Efendi başkanlığında bir heyetin Paris’e gönderilmesi kararını aldılar. İttihatçı Türk aydınları Dr. Esat ve Hasan Karabardak ile Dr. Behiç önderliğinde bir ayaklanma girişimi oldu. Amaç, İngilizlerin Çanakkale Muharebesinde esir alıp adaya getirdiği Türkleri kurtarıp isyanı yaymaktı. İngilizler bu planı önceden öğrenip ayaklanmanın önderlerini tutuklayarak bu isyan önlerler. Türkler uzun bir süre örgütlenmez. Kurtuluş Savaşı’na ve Yunan Ordusu’nun işgaline karşı yoğunlaşırlar. Kıbrıslı Türklerden bu savaşa destek vermek için Anadolu’ya gidenler olur. Yunanlıların İzmir’de Megali Idea planını gerçekleştirme girişimi Kıbrıslı Rumları umutlandırır fakat yenilgiye uğramaları aynı derecede kızdırır. 1921 yılında Omorfo(Güzelyurt)’nun Filya (Philia-Serhatköy) köyünde Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını isteyen bir plebisit hazırlanır ve İngilizlere baş vurulur. Fakat bu istek ret edilir. Kurtuluş Savaşı’nın ardından itilaf devletleri yenilgiye uğramış olmasına rağmen Lozan Barış Antlaşması’nın 20. Maddesi ile TBMM hükumeti bazı menfaatler elde edeceği fakat bunun yanı sıra Kıbrıs Adası’nın İngiliz toprağı olduğunu kabul etmek zorunda olduğu bir antlaşmaya imza atar. Bu antlaşmaya göre iki yıllık süre zarfında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçmek isteyen Kıbrıslı Türklere vatandaşlık hakkı tanındı. Gelecek kaygısı yaşayan birçok Kıbrıslı Türk Türkiye’ye göç etti. 1882’de Kıbrıs İngilizlerin toprağı idi. Anayasa’ya göre 12 seçilmiş üye, 6 Yüksek Komiser tarafından atanmış olan Yasama Konseyi oluşturuldu. Seçilen üyelerden 3’ü Türk, 6 atanmış üye ile birlikte oy kullanacak, bu şekilde 9 Kıbrıslı Rum’a karşı 9 oy ile ve Yüksek komiserin oyu ile üstünlük sağlayacaktı. İngilizler bunu kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleştirmişti. 1925’de Yüksek komiserlik kaldırılır. Kıbrıs İngiliz Krallığı’na bağlı bir koloni olur. En yüksek komiser Kıbrıs Valisi olur. 1925 yılından sonraki süreçte Kıbrıs halkı ve İngiliz yönetimi arasındaki sorunlar giderek arttı. Rumların Enosis mücadelesi daha da artış gösterdi. Türk-Rum çatışmaları da aynı oranda artış gösterdi. 1878’den beri süren vergi problemleri, alınan haksız kararlar Kıbrıslıların büyük tepkisine yol açar. 1931 yılında kitle gösterileri yapılır. İngilizlerin sert müdahalesi sonucu 6 kişi hayatını kaybeder ve birçok kişi yaralanır. Lefkoşa’daki hükumet binası yanar. 598 köyde olaylar çıkar. 2000 kişi bu olaylara karışmaktan tutuklanır. İngiltere bu ayaklanmalara çok sert bir cevap verir. Kıbrıs’a takviye birlikler getirilir, basın sansürlenip, anayasa rafa kaldırılır ve siyasi partiler yasaklanır. Girne ve Larnaka piskoposları ayrıca önemli sayılan 8 kişi isyana sebep verdikleri gerekçesi ile sürgüne gönderilir. Rumlar bu kararlara çok sinirlenir. Bu kararlar onları bir mücadele sebebine dönüştürür. Enosis’i yok etmek için İngilizler sürekli yasaklayıcı kararlar almaya başlar. Türk ve Yunan tarihleri okullarda göz ardı edilerek Türk-Yunan bayrakları ve kahramanlarının portrelerinin kamuya ait yerlerde asılmasını yasaklayan kararlar alınır. Bu kararlar Türklere de yansıyor ve onların da tepkilerine yol açıyordu. İngilizler Kilisenin milliyetçiliğini ve Enosis mücadelesini çok iyi biliyordu. Bu yüzden 1933’de ölen Lefkoşa Başpiskoposu III. Cyril’in yerine gelecek kişiyi engellemek amacıyla sürgündeki piskoposların dönmesini ve seçimi engellediler. Bu makam 1947’ye kadar boş kaldı. 1931 ayaklanmasından dolayı Kıbrıs Valisi diktatörlük uyguladı. Alınan kararnamelerle Belediye seçimleri ertelendi. 1943 yılına kadar belediye başkanları ve görevlileri hükumet tarafından atandı. Bu baskı ve kararlardan dolayı Rumlar,Enosis mücadelesinin merkezini Londra’ya kaydırır. 1937’de Kıbrıs Özerklik Komitesi adı altında özerklik hakkı elde etmek amaçlı bir komite kurulur. Bazı parlamenterler buna sıcak baksa da İngiliz Hükumeti buna karşı çıkar.
- Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere 1931 yılında iptal ettiği anayasayı yeniden onarmak veya yeni anayasa hazırlayıp sivil özgürlükler vermek adına hiçbir girişinde bulunmaz. Fakat Kıbrıslıların desteğini de kaybetmemek adına 1941 sonrası siyasi toplantılara ve siyasi parti kurulmalarına göz yumar. Bu süreçte birçok Rum siyasi parti kurulmaya başladı. İlerideki yıllarda belediye seçimlerinde başarı kazanıp Lefkoşa belediye başkanlıkları listesine eklendiler. İngiliz hükumeti 1946 yılından sonra Kıbrıslıları yeni bir anayasayı tartışmak amacıyla Danışma Meclisi’ne davet eder. İyi niyet göstergesi olarak 1931’de sürgüne gönderilenlerin dönmesine izin verir. 1937’deki dini yasakları kaldırır. 1946 yılında tutuklanan solcuları affeder. Kıbrıs Valisi’nin Danışma Meclisi davetini Kıbrıs Kilisesi başta olmak üzere Rumlar tarafından Enosis dışında bir çözüm olmayacağı öne sürülerek ret edilir. Buna rağmen Danışma Meclisi 18 üye ile açılır. Meclis Mayıs-1948’te dağılır. 1948’te İngiltere Kıbrıs’a özerklik teklif eder. Rumlar Enosisi ortadan kaldıracağı düşüncesiyle, Türkler de bunun enosisi kolaylaştıracağı düşüncesiyle her iki taraf da bu öneriyi ret eder. İleriki yıllarda Cumhurbaşkanı mevkisine geçecek olan Larnaka Piskoposu Mihail Hristodolu Muskos(III.Makarios)’da başkanlık bürosu kurup enosis kampanyasına girişir. Bu arada Akel (Rum Siyasi Parti)’de bağımsızlık fikrinden vaz geçerek Yunanistan’daki sağcı yönetimle işbirliğine girip Enosis’i desteklemeye başlar. Bu gelişmelerden sonra başta Akel’e destek veren Türkler, Akel’in Enosis’e destek vermesi yüzünden kendi örgütlerini kurup Kıbrıs siyasetinde aktif rol alma mücadelesine girerler. Türkler önceden Rumlarla Kıbrıs Çiftçiler Birliği örgütleri kurmuştu. Fakat Rumlar bu örgüte siyaseti karıştırınca Türkler bu örgütten ayrılır.Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği kurulur. (1942). 1943 yılında Dr. Fazıl Küçük önderliğinde Kıbrıs Türk Azınlık Kurumu(KATAK) kurulup başkanlığına Avukat Fadıl N.Korkut getirilir. Bir çatı altında toplanmak amaçlanır. Kurum içinde anlaşmazlıklar çıkar ve Dr. Fazıl Küçük 23 Nisan 1944 yılında Kıbrıs Türk Milli Halk Partisi(KTMHP)’ni kurar. Türkiye’de yaşayan Kıbrıslı Türkler de bazı örgütler kurar. 1946 yılında Kıbrıs Okullarından Yetişenler Cemiyeti’nin girişimleri ile tüm cemiyetler 8 Eylül 1949’ta Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu adı altında birleştirilir. Başkanlığa Faiz Kaymak seçilir. Bu federasyon ilerideki yıllarda Kıbrıslı Türklerin haklarını ve güvenliğini sağlamak açısından önemli bir adım olmuştur. Rumların Türklere yönelik saldırıları ve tek taraflı kararlar almalarından dolayı Türkler de Türkiye’den destek istemeye başlarlar. Dr. Fazıl Küçük 1945’te Ankaraya gider. Başbakan Rüştü Saraçoğlu ile görüşür. Kıbrıs sorununu anlatır. 1948 yılı itibarıyla Türkiye’de mitingler düzenlenmeye başlar. Türkiye Dışişleri Bakanı Necmettin Sadık, Lozan Antlaşması ile İngilterenin Kıbrıs üzerindeki egemenliğini tanımış olduğu için ayrıca İngiltere’nin Kıbrıs’ı terk edeceğine dair en ufak bir şüphesi olmadığını açıklar. Necmettin Sadık 23 Ocak 1959’de tekrar Kıbrıs meselesi diye bir mesele yoktur söyleminde bulunur. Seçimlerden sonra iktidara gelen Demokrat Parti’nin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü( 14 Mayıs 1950)’de 20 Haziran 1950’de Kıbrıs için “Böyle bir mesele yoktur” sözlerini kullanır. 1950 yılında Rumların hem İngilizlere hem de Türklere saldırıları sonucunda Türkiye Kıbrıs Meselesine ciddi bir şekilde sarılmaya başlar. Bu arada Kıbrıs Kilisesi Rum toplumu üzerindeki kontrolünü gün geçtikçe güçlendirir Enosis üzerinde yoğunlaştırır. Bu mücadele 1950 yılında Başpiskopos II. Makarios’un ölümü üzerine yerine geçen III. Makarios(Larnaka Piskoposu Mihail Hristodolu Muskos) ile artar. Enosis’in en önemli destekçisi idi. Ocak 1950’de kiliselerde imza kampanyası başlatmış % 96 Enosis istekli bir sonuç almıştı. Seçildiği zaman göreve başlamadan ettiği yeminde “Anavatan Yunanistan” ile Enosis gerçekleşinceye kadar mücadele edeceğini duyurmuştu.
| Enosis politikası Yunanistan’da büyük bir taraftar toplamıştı. Bir dönem Yunan Ordusu’nda görev yapan aşırı milliyetçi kıbrıslı Rum Albay George Grivas gibilerini de harekete geçirince Türkler de savunma için harekete geçer. Kıbrıs Trlkomo köyünde doğmuş olan Grivas Yunan Askeri Akademisi’nden mezun olmuştu. Hatta 1920-1922 tarihleri arasında genç bir subay iken Türk-Yunan savaşı’nda görev almıştı.Kıbrıs’ta İngilizlere karşı sürdürülen Enosis mücadelesi onu Kıbrıs’a getirir. Hayatının geri kalan kısmını buna adar. Makarios ve Grivas enosis için uygulanacak yöntem konusunda anlaşamaz. Liderlik mücadelesine girerler. Makarios, Grivas’ın politikalarının çözümsüz olduğunu düşünüyordu. Diplomatik çalışmalarına Birleşmiş Milletleri dahil etmek istedi.Diğer yandan Kıbrıs’taki gerginlik iki NATO ülkesi Türkiye ve Yunanistan ilişkilerini de etkilemişti. Bir diğer yandan Atina’da “Bağımsızlık Komitesi” adı altında bir toplantı yapılır. Toplantı Enosis mücadelesinin artık Yunanistan ve Kıbrıs Kilisesi işbirliğinde yürüdüğünü gösterir. Makarios ve Grivas arasındaki amansız düşmanlık daha da artar. |
Bu gelişmeler yaşanırken İngiltere Koloni sekreteri Henry L. Hopkinson, 1954 Temmuz ayında Avam Kamarası’nda bir konuşma yapar ve 1948 Kıbrıs anayasa önerisinin geri çekildiğini söyler. Ayrıca yaptığı konuşmada İngilter’nin asla adayı bırakma niyeti olmadığını ima eden kelimeler kullanır. Bu konuşma Enosis taraftarlarını kızdırır. 1954 yılının Ağustos ayında Yunanistan ‘ın Birleşmiş Milletler temsilcisi Makarios’un bir dilekçesi ile Genel Meclis’in gelecek toplantıda gündeme alınmasını ister. İngiltere bu konunun iç mesele olduğunu söyler. Meseleye dahil olan Türkiye ve Yunanistan da Kıbrıs’ın birleşmesini ret eder. BM’de Kıbrıs’a self-determinasyon verilmesi konusundaki Yunanistan’ın girişimi, 1’e karşı 50 Nato üyesi devletin oyları ile ret edilir. Türkler İngilizlerin çekilmesi durumunda adanın kontrolünün Türkiye’ye verilmesini ister. Bu istek Lozan Antlaşmasına aykırıydı.Fakat Rumların Enosis mücadelesi, Türklerin Türkiye ile bütünleşme fikrini artırır. 1954 yılından sonra Kıbrıs uluslararası bir mesele olmaya başlayınca Türk hukümeti de bu soruna dahil olur. İngiliz Koloni hükumeti 1954’te Enosis taraftarlarına gösteri karşıtı bir yasa uygulamak ve 5 yıl hapislik cezası tehdidinde bulunur. Rumlar bunu protesto için harekete geçer. Hatta Makarios bu açıklamaya meydan okur. Ama ona karşı hiç birşey yapılmaz. İngiltere Mısır ile bir anlaşma yaparak güçlerini Süveyş Kanalı’ndan çekip İngiliz Ortadoğu Kara ve Hava Kuvvetleri’ni Kıbrıs’a taşır. Bu Rum Enosis taraftarlarını daha da ateşlendirir. Grivas gizli yollardan adaya gelerek Makarios ile görüşür. Kıbrıs meselesi tekrar BM’de görüşmeye alınır fakat çözümsüz sonuçlanır. Kıbrıslı Rumlarda ayaklanmalar başlar. Görüşmeler esnasında New york’ta BM’de olan Makarios, 10 Ocak 1955’te adaya döner. Grivas ile işbirliğine girer. Bu işbirliğinin sonucunda EOKA(Ethniki Organisos Kyprion Agoniston) yani Kıbrıslı Savaşçıların Milli Organizasyonu adlı örgüt kurulur. 1 Nisan 1955’te İngilizlere karşı bir şiddet kampanyası başlatılır. İngiliz askeri hedeflerine, Mağusa, Larnaka, Lefkoşa ve Limasol’daki kamu kuruluşlarına saldırılar başlar. Lefkoşa’daki radyo istasyonu havaya uçurulur. 1958 yılından sonra EOKA İngiliz, İngilizler ve Türkler için çalışan Kıbrıslı Rumlar gibi sivillere de saldırılar düzenler.
İngiltere de bu olaylar meydana gelirken birtakım düzenlemelere giderek 30 Haziran 1955’te Kıbrıs’taki Evkaf İdaresi’ni 15 kişilik Türk “Yüksek Meclisine” devreder ve başına Dr. Fazıl Küçük getirilir.Kıbrıslı Türkler de gerginleşen ortamdan dolayı savunma yapmak için Volkan adlı bir yeraltı örgütü kurar. 1956 Ocak ayında da Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu Başkanlığı’na da Rauf Denktaş getirilir. Kıbrıslı Türkler, Rumların Enosis isteklerine karşı taksim isterler. 27 Ocakta bu istekle yapılan gösterilerde İngiliz askerleri Türk göstericilere ateş açar. Bu saldırıyı ertesi gün protesto edenlerede ateş açılır ve 8 Türk ölür. Türklerin kurduğu KATAK ve KTMHP kapatılır. Olaylar artınca Türkiye İngiltereden tedbir almasını ister. İngiliz hükümeti 1955’te Türkiye ve Yunanistan hükümet sözcülerini Londra’ya davet eder. Toplantıda Yunanistan Kıbrıs’ın bağımsızlığını talep eder ve Türkiye bunu ret eder. Eylül ayında toplantı kesilir. Toplantı bitmeden bir gün önce Selanik’teki Türk Konsolosluğuna bomba atılır. Bu olay İstanbul ve İzmir’de ayaklanmaya sebep olur. İstanbul’da olaylar kontrolden çıkar Rum malları tahrip edilir. Başbakan Menderes orduyu göreve çağırarak sıkı yönetim ilan eder. Yunanistan bu olaya tepki olarak Türkiye’deki Nato Karargahı’ndaki temsilcilerini geri çeker. İlişkiler gerilir. Ekim 1955’te İngiliz İmparatorluk Kurmay Başkanlığı Komutanı Maraşal John Harding Kıbrıs’a Vali olarak atanır. Harding gelir gelmez Makarios’la bir toplantı yapıp self-determinasyon kabul edilirse milyonlarca poundluk bir gelişme planı önerir. Grivas da validen EOKA üzerinde etki yapmayacak bir politika ister. Kasım ayında vali acil durum ilan eder. Kamuya açık toplantıları yasaklar, silah taşıyanları ölümle cezalandıracağını duyurur, grev ve gösteriler yasaklanır. 33 İngiliz polisi adaya getirilir. Birlikler savaş düzenine geçer. 1956 yılında Vali ve Makarios arasında başlayan görüşmeler birbirini suçlamalarla sonuçlanması ve Makarios’un şiddete yol açmakla tutuklanması ile sonuçlanır. Makarios ve Girne piskoposu ve 2 papaz Seyşel Adaları’na sürgüne gönderilir. EOKA saldırıları bitmez ve liderlik Grivas’a geçer. 1956 Temmuz ayında İngiliz hükumeti, hukukçu Lord Radcliff’i anayasa reformu komiserliğine atar. Lord Radcliff Aralık ayında bir öneri sunar. Öneriye göre dengeli bir yasama meclisi ayrıca gelecekte bağımsızlık seçeneği ve Kıbrıslı Türkleri koruma maddeleri vardı. Türkiye bunu kabul eder ama Yunanistan ret eder.
Görüşmelerin sürerken 19 Ocak 1957’de Dr. Fazıl Küçük ile Faiz Kaymak, Radcliffe anayasasına karşı Türk tekliflerini hazırlamakla görevlendirilen heyetin başkanı Nihat Erim ve Doç. Suat Bilge, Lefkoşa’nın Baf kapısı bölgesinden geçerken bomba atılır. Atılan bomba isabetsiz olur ve can kaybı olmaz. İngiltere Sömürgeler Bakanı olan Lennox Boyd, 20 Mart 1957’de Makarios’a şiddetin durması yönünde bir açıklama yapması koşulu ile Kıbrıs’a dönmemek şartıyla serbest kalabileceğini iletir. Makarios böyle bir açıklama yapmaz. Seyşel’den ayrılır ve Atina’ya gider. Kıbrıs’ta EOKA terör estirmeye devam eder. Makarios BM’e gidip durumu iletir. Vali Harding emekli olmuştur ve görevi Hugh Foot’a bırakmıştır. Görüşmele sürerken EOKA saldırıları artmıştır. Türkler kendilerini korumak için örgütlenir. EOKA’ya karşı Türk nüfusunu korumak için Temmuz 1957’de Rauf Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi önderliğinde TMT ( Türk Mukavemet Teşkilatı ) kurulur. TMT bu süreçten sonra Kıbrıslı Türklerin güvenliğini sağlamak,korumak ve siyasi hareketlerini yürütecek önemli bir örgüt haline gelir. 1958’de Rumlar ve Türkler arasındaki çatışmalar keskinleşir. Yunanistan ve Türkiye hükumetleri arasında tansiyon artar. Grivas adada İngiliz mallarına karşı boykot başlatır. Sabotaj saldırılarına girişir. Haziran 1958’de İngiltere Başbakanı Harold Macmillan, Kıbrıs’ın Rum ve Türk tarafları ile birlikte olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından ortak yönetilmesi teklifini önerir. ( Macmillan planı ). Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar bu planın parçalanmaya sebep olacağını söyleyerek ret eder. Macmillan Planı kabul edilmez fakat İngiltere uygulamaya koyar. Plan gereği,Türkiye temsilcisi 1 Ekim 1958’de resmen ve fiilen göreve başlar. Yunanistan Aralık 1958’de Türkiye temsilcileri ile Kıbrıs problemini görüşmek üzere bir araya gelir. Katılımcılar ilk defa Enosis ve parçalanmayı öngörmeyen, bağımsız Kıbrıs kavramını görüşürler. Buna Makarios da destek verir. 1959 yılının Şubat ayında, Zürich’te Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları arasında yapılan görüşmeler bağımsızlığı destekleyici bir uzlaşma imkanı sunar. 11 Şubat 1959’da 27 maddelik Zürich Antlaşması imzalanarak İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin garantörlüğü altında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin temelleri atılır. Görüşmeler, Yunan ve Türkiye temsilcileri ile Kıbrıslı Rum ve Türkler ayrıca İngilizlerin katılımı ile 17 Şubat 1959’da Londra’ya taşınır Londra’da Makarios anlaşmaya itirazlarda bulunsa da, Yunanistan tarafından desteklenmez. Anlaşmayı kabul eder. Zürich ve Londra antlaşmaları gereği iki milletli devlet kurulması 19 Şubat 1959’da onaylanmış oldu. Hemen ardından Kuruluş Antlaşması, Garantörlük Antlaşması ve İttifak Antlaşması imzalandı . Antlaşmalar 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın da temelini oluşturdu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Rumlar Enosis, Türkler ise Taksim tezinden vaz geçer. Fakat bu çok kısa sürer. Bağımsızlığı pratik bir çözüm olarak değerlendiren Makarios, 1 Mart 1959’da Kıbrıs’a döner. Enosis hayranı Grivas, kendisi ve taraftarları için af kopartır. Yunanistan’a dönmeyi kabul eder. Böylelikle Kıbrıs bir devlet olarak yoluna devam edecek, İngilizler de adadan çekilecekti. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki Kıbrıs’taki huzursuz yönetim dönemine rağmen İngiliz koloni yönetimi Kıbrıs’a önemli yatırımlarda bulunmuştur. İngilizler yapmış oldukları düzenlemeler sonucunda ekonomiyi iyileştirip, iyi ve etkili bir kamu hizmeti getirmiş, eğitim için yeni okullar yaptırmış ayrıca hastaneler yaptırmıştı. Ekonomiyi oldukça etkileyen çekirgelere karşı mücadele edilmiş ve başarılı olunmuştu. Sıtma hastalığına karşı mücadele edilerek II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise tamamen yok edilmişti. İngiliz yönetimi ayrıca modern bir yol sistemi kurarak köyleri ve kasabaları büyük şehirlere ulaşır hale kavuşturmuştu. Fakat önemli bir endüstri yatırımı yapılmamış ada halkı birçok ürünü İngiltere’den ithal etmek zorunda kalmıştı.
